KİMİN YANINDA OLDUĞUNU BİLİYOR MUSUN?

Âhir zaman; Rasulullah (s.a.v)’ın, fitnelerinin çokluğu sebebiyle bizleri uyardığı bir zamandır.

Âhir zaman; Günahların ayyuka çıktığı her türlü günahın çekinilmeden işlendiği, Yahudileşmenin, Hristiyanlaşmanın medeniyet addedildiği, onlara benzeme adına her türlü çirkinliğin hoş ve güzel göründüğü bir zamandır.

İslam düşmanlarının aç kurtlar gibi ümmet-i İslam’ın başına üşüştükleri, sayıları milyarı aşan Müslümanların ise bu küfür seli karşısında, çer çöp misali kıymetsiz kuru kalabalıklara dönüştüğü bir zamandır.

Âhir zaman; Müslümanların kalplerinin, dünya sevgisi ve ölüm korkusuyla çepeçevre kuşatıldığı, bu sebeple de kâfirin gönlünden İslam heybet ve mehâbetinin silinip gittiği, ulemanın birer birer dünyadan ayrılmasıyla, ilmin yerini cehaletin, ulemanın yerini ise süfehanın aldığı bir zamandır.

Bütün bunların neticesi; sabah evini mü’min olarak terk eden Müslümanın sokaktaki fitneler sebebiyle akşam evine kâfir dönme, sokağın fitnelerinden kendini bekleyip de evine kadar mü’min olarak gelebilenlerin ise evdeki fitnelere yenik düşerek sabaha kâfir çıkma tehlikesiyle karşı karşıya kaldıkları, son derece düşündürücü bir zamandır âhir zaman.

Fakat bu zaman bir diğer yönüyle de öyle kıymetli bir zamandır ki; sahabe-i kirâmın gıpta ettiği, Aleyhissalatü vesselamın iftihar ettiği, kardeşlerim diyerek methettiği, “Müjdeler olsun o gariplere…” ifadeleriyle iltifat ettiği, Hazreti Ebu Bekirlerin, Ömerlerin, Osmanların, Musa’bların, kendilerinde yeniden dirileceği, neşv ü nema bulacağı, ahir zaman gariplerinin yetişeceği, yaşayacağı bir zamandır.

Nemrutların ateşinde yanmayan, süslü vitrinlere aldanmayan, gösterişli ambalajlar içerisindeki hıyaneti imanlarıyla, ilim ve takvalarıyla görebilen, kızıl denizlerin önlerinde yol olup açıldığı, makama, mevkie, şöhrete, sebebi dünya olan her türlü menfaate, Allah rızası için sırt çevirmiş genç yiğitlerin isbat-ı vücut edecekleri bir zamandır.

İmanı; bir kor ateş haline gelmiş olan imanı, insanların en ufak dünya menfaatine satıverdikleri imanı, her türlü mihmet ve meşakkati göze alarak, iki elleriyle sımsıkı tutmak suretiyle başlarına taç eden, Ümmet-i Muhammed’in girmiş olduğu bu felaket girdabından kurtuluşuna vesile olacak bahtiyar İslam gençliğinin yeniden ihya edileceği bir zamandır.

Âhir zaman sürekli muhasebe yapak zamanıdır…

Dünya sevgisinin kalbini istila ettiği, dünyası için dininden taviz vermekten çekinmeyen, kendisini, evladını, ailesini isyan girdabında kaybetmiş, âhir zaman fitneleri içerisinde, ortaya koyduğu hayat itibariyle, Yahudileşmiş, Hiristiyanlaşmış, hanımını birinin yanına sekreter vermiş, kızını bir diğerine kasiyer yapmış, oğlunu bir bankaya faiz memuru olarak yerleştirmiş ve böylece kendini, dinini, yaratılış gayesini unutmuş bir fert olarak birinci grupta mıyız?

Yoksa; bahtiyar islam neslini yetiştirmek adına, Rasûl-i Ekrem (s.a.v)’in iltifat-ı seniyyelerine mazhar olabilmek niyetiyle, küfrün bütün adet ve geleneklerine karşı, seni tavize zorlayan bütün dünya lezzetlerine karşı, yekpare bir imanla ashab gibi “hayır” demesini bilen, kendisini, ailesini, çoluk çocuğunu, her türlü sapık düşüncenin girdabından kurtarmanın derdini çeken, Allah’a kul olmak ve Allah’ın huzuruna kulluk imtihanını kazanmış bir nesille çıkabilmek derdiyle hemdert bir fert olarak ikinci grupta mıyız?

Bu muhasebeyi çok gecikmeden ciddi bir şekilde yapalım. Zira Müslüman yaşadığı zamanı bilmeli ve bu zamanda kimlerle, nasıl bir hayat ortaya koyduğunu devamlı muhasebe etmelidir. Çünkü yaşadığı zamanı bilmeden ölen insan cahiliye ölümü üzere ölmekten kurtulamaz.

 

BİR İMAN ŞARTI MUHABBET

Bismillah Allah’a hamd, Rasûlüne, âline ve ashabına salât u selamdan sonra… Allah Zülcelal’den bizlere sevdiklerini sevmeyi, buğz ettiklerine buğz etmeyi nasip buyurmasını niyaz ederek yazımızı yazmaya niyet ediyoruz.

ESAS DÜŞMANIN KİM OLDUĞU

Rasulullah Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar: Senin düşmanın o değildir ki; sen onu öldürürsen, sen onu öldürürsen, senin için nur olur, şayet o seni öldürürse cennete girersin (yani, kendileriyle harp ettiğiniz düşman, düşman…

HİCRET

BOZUK, bid’at,  Ehl-i Sünnet akaidine ve tenzihe aykırı inançlardan sahih inanca hicret. Bînamazlıktan namazlılığa hicret. Cemaatsizlikten cemaate hicret. Lüks ve israftan kanaate hicret. Cimrilikten cömertliğe. Cahillikten faydalı ilme ve kültüre. Bedevîlikten medenî Müslümanlığa. Şifahîlikten yazılı…

SADIKLAR”LA BERABER OLMA MECBURİYETİ

                “Ey iman edenler, Allah’tan korkun da; “sâdıklar”la beraber olun.”[1]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir