İMAN KURU BİR İDDİA DEĞİLDİR

İman; içi doldurulmamış, her türlü yoruma açık, kişiden kişiye değişen mücerret bir mefhum değildir. Bilakis Kur’an ayetleriyle emredilen, Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin yaşayarak öğrettiği, Ashab-ı Kiram Efendilerimizin hayatlarından satır satır okunarak fehmedilen müşahhas bir hakikattir.

İmam Gazali (r.a)’in ifadesiyle iman; insanı günahlardan alıkoyan, onu ibadete teşvik eden bir meleke-i kalbiyyedir. İman; sahibini yeni baştan inşa eden, nefisten, şeytandan, şeytanlaşmış insanlardan gelen her türlü vesveselere karşı sahibini muhafaza eden ve sahibine daima Müslümanca düşünmeyi, Müslümanca yaşamayı emreden bir ihsan-ı Rabbanîdir.

İman; hangi elbiseyi giyeceğine, hangi takı ile süsleneceğine karar veremeyen, servetler içerisinde bir hayat süren Mus’abları; üzerine geçirdiği bir çuvalla, bütün makamlara, servet ve imkânlara sırt çevirerek, huzur-i Peygamberîyede “Anam babam sana feda olsun ya Rasûlallah!” diyecek hale getiren mürebbidir.

Efendisini gördü mü titreyen Bilalleri; bütün dünyaya karşı “Allahu Ehad” diye kükreten hakikattir. Çevre baskısından çekinerek evlatlarını diri diri toprağa gömen ürkek babaları; çevresine meydan okuyan, tüm baskılara rağmen hakkı söylemekten ve yaşamaktan vazgeçmeyen, korkusuz kahramanlara çeviren cevherdir.

“Ganimet değil şehadet istiyorum.” dedirten, sahibini akıl almaz, takat yetmez işlerin faili haline getiren ruhtur.

Yoksa iman; bulunduğu kabın şeklini alan sıvılar gibi yaşadığı hayata bürünen, kendi yaşantısını iman zanneden, kimliksiz, tavırsız, silik insanların “la ilahe illallah” demekle elde edecekleri bir servet asla değildir.

İman; sahibine: “Ey mü’min! Allah (c.c)’ın haram kıldığı söz, fiil ve düşüncelere karşı tavırlı ol. Elinle, güç yetiremezsen dilinle tavrını göster. Bu cesareti de kendinde bulamazsan, kalbinde bu haramın ağırlığını hisset. Kalbin sıkışsın, gözün yaşarsın, yüzün gülmez, dilin dönmez olsun ki imanını muhafaza edebilesin. Şunu unutma ki; harama tavrı olmayanın kalbinde, zerre kadar iman da yoktur.” buyurarak; imanı elde etmek için mücadele vermek gerektiği gibi, muhafazası için de gayret etmek gerektiğini hatırlatır.

O halde zerre kadar imanını sorgulamak için düşün!

Haramlar güzel, hoş ve kolay; emirler nâhoş ve zor geliyorsa, isyan dolu sokaklarda gezip de kalbine sancılar girmiyorsa, günah dolu bir stadyumdan, bir kahvehaneden huzurla çıkabiliyor, futbolun narkozuyla isyanları duyamaz hale gelebiliyorsan, ahireti unutmuş, hesabı unutmuş, mizanı unutmuş da kendine haramlarla dolu yeni bir dünya kurmuşsan zerre kadar imanını sorgula.

İmanını haykırmaktan korkuyorsan, imanını yaşamaktan çekiniyorsan, aileni, arkadaşlarını belki makamını, imkanını karşına almak istemiyor; bu sebeple de iman dışında sana emreden yanlış seslere kulak veriyorsan zerre kadar imanını sorgula.

PEKİ, ŞİMDİ NE YAPALIM DERSENİZ;

Öncelikle hayatımızı imanımızın iradesine teslim edelim. Kalbimizi işgal etmiş olan, küfrün adet ve gelenekleriyle, aramızdaki ilgi, alaka bağlarını, iman kılıcımızla kesip atalım. Hidayet kandilleri olan ashab-ı kiramın, hakka yürüdükleri iman yolunda yalpalamadan, tökezlemeden Rabimize kavuşabilmek için; imanımızın bize terk et dediği yanlış yollarda kendimizi helak etmeyelim.

Vaz geçelim magazin merakımızdan, futbol sevdamızdan. Seyretmeyelim küfrü besleyen dizileri, filmleri. Bırakalım artık haram duyguları haram düşünceleri. Dönelim kalbimize, küfre dair, şirk adına ne varsa kalbimizde, imanî bir hissiyatla hepsini, kaldırıp atmak suretiyle “Ya Rabb! kalbimize hakim olan imanımıza şahid ol” diyelim.

RABBİMİZİN İNSANA TESLİM ETTİĞİ EMANET

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla Ya Rabbe’l âlemin, Sana Senden senâ etsin lisanım. Seni bulsun, Seni bilsin cenânım (kalbim). O türlü (öyle bir) kalbe rabt et kalbimi ki onunla terk edem kibr u riyayı Onunla…

MÜSLÜMANIN İTİKADI

Kurtuluşa erecek olan Müslümanlar; bid’atlerden berî, Kitab’a ve Sünnet’e gereği gibi tutkun, dinî hükümleri kendi arzularına göre mânâlandırmak ve bozmaktan uzak, Müslümanlar arasına ayrılık düşürmekten çekinir oldukları için, kendilerine “Ehl-i Sünnet ve Cemaat” denilmiştir.

BİZ BİZE EMANETİZ

Emanet: Emniyet kökünden gelen bir kelimedir. Arapça’da “güvenmek, doğruluk, itimat etmek, korku ve endişeden emin olmak.” manasındaki “emin” mastarından gelen “emanet” kelimesi hıyanetin zıt anlamlısı olarak isim şeklinde kullanıldığı gibi “güvenilir olmak” anlamında mastar şeklinde…

EMANET

Emanet, emniyet, iman kelimeleri aynı kökten gelirler. İmanın olmadığı yerde emniyet olmaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir