Ehl-⁠i Sünnet Ana Caddedir

36. Sayı · 2014/4

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

TÜRKİYE’de bir müd­det­ten beri Ehl-i Sün­net İs­lâm­lı­ğına sanki aman­sız bir Haçlı se­feri açıl­mış­tır. Kur’an’a, Sün­net’e, akla, vic­dana, man­tığa, sağ­du­yuya uygun olan Sün­nî­lik bal­ta­lan­makta, bin türlü if­tira atı­lıp he­ze­yan­lar sav­rul­makta, ya­nıl­tıcı dü­şünce ve gö­rüş­le­rin pro­pa­gan­dası ya­pıl­mak­ta­dır. Neler den­mi­yor ki.

* İslâm’ın tek kay­nağı Kur’an’mış, başka kay­nak ola­maz­mış.

* Sün­nî­lik ger­çek İslâm de­ğil­miş, Eme­vî­le­rin çı­kart­tığı bir din­miş.

* Ashab âdil ve gü­ve­ni­lir de­ğil­miş. Başta Ebû Hü­reyre ra­dı­yal­lahu anh efen­di­miz olmak üzere nice ashab (hâşâ sümme hâşâ) bin­lerce hadîs uy­dur­muş.

* Ta­sav­vuf bâ­tıl­mış.

* Ya­lancı, ta­kiy­yeci, Müs­lü­man­ları al­da­tan, azılı far­ma­son, ak­ti­vist, bu­la­şık, ka­ran­lık Af­ganî büyük bir din ön­de­riy­miş, “onu ka­ra­la­yan­lar onun ta­ha­ret bezi ola­maz­lar”mış. (Büyük ule­maya ne büyük ha­ka­ret…)

* Mez­hep­lere, fıkha, tan­zim edil­miş ahkâm-ı şer’iyeye lüzum yok­muş, her­kes kendi ka­fa­sına göre Kur’an’dan yahut meal, ter­cüme ve tef­sir­ler­den di­nini öğ­re­nir­miş.

* Pey­gam­ber bir pos­tacı imiş, ölmüş işi bit­miş.

* İl­mi­hal Müs­lü­man­lığı bozuk bir Müs­lü­man­lık­mış, asıl Müs­lü­man­lık şu veya bu tü­redi ila­hi­yat­çı­nın an­lat­tığı İslâm’mış.

Sağ­lam din bil­gi­sine sahip ol­ma­yan mil­yon­larca Müs­lü­ma­nın ka­fası fena halde ka­rış­tı­rıl­mış­tır. Dinde re­form, dinde ye­ni­lik is­te­yen, light/ılımlı bir İslâm tü­ret­mek is­te­yen­le­rin amaç­ları ne­ler­dir? Yaz­dık­la­rın­dan an­la­şı­lan şudur:

Ge­le­nek­sel Ehl-i Sün­net İs­lâm­lı­ğını be­ğen­mi­yor­lar. Onun ye­rine ABD’nin, İsrail’in/Papalığın, Pro­tes­tan Evan­ge­list­le­rin, Di­ya­log­çu­la­rın, Derin Dev­let’in, Er­ge­ne­kon­cu­la­rın, Far­ma­son­la­rın, Sa­ba­tay Sevi bağ­lı­la­rı­nın is­te­diği ehlî/light bir İslâm ge­tir­mek is­ti­yor­lar.

Böyle yeni bir İslâm tü­retme gay­ret­leri, Büyük Orta Doğu Pro­je­si­nin (BOP) he­def­leri için­de­dir.

Vak­tiyle, 1930’lu yıl­larda CHP dik­ta­tör­lüğü de ca­mi­lere sı­ra­lar koy­mak, mih­raba (bazı ki­li­se­lerde ol­duğu gibi) bir müzik aleti yer­leş­tir­mek için ra­por­lar ha­zır­lat­mıştı. (Şu anda da, ca­mi­le­rin arka ta­ra­fına, lü­zu­mun­dan ve ge­re­ken­den fazla san­dalya ko­nul­ması ko­nu­sunda imam­lara bas­kı­lar ya­pıl­mak­ta­dır.)

Ehl-i Sün­net Müs­lü­man­lı­ğı­nın ye­rine bir tür İslâm Pro­tes­tan­lığı çı­kart­mak is­ti­yor­lar.

Halkı büs­bü­tün İslâm’dan çı­kar­ta­ma­ya­cak­la­rını an­la­dık­ları için, suya sa­buna do­kun­maz, kâ­fir­lere zarar ve­re­me­ye­cek, fıkhı ve şe­ri­ati ol­ma­yan, bir tür be­şerî ide­o­loji ve hü­ma­nizma ha­line dö­nüş­müş hafif İslâm is­ti­yor­lar. İs­te­dik­leri Müs­lü­man tipi şudur: Beş vakit na­mazı bı­rak­sın… Cuma bile faz­la­dır… İs­terse yılda iki kez bay­ram na­ma­zına gi­de­bi­lir (o da fazla ya)… Doğ­du­ğunda ku­la­ğına Ezan-ı Mu­ham­medi okun­ma­sına lüzum yok­tur ama öl­dü­ğünde ta­butu ca­mi­deki mu­salla ta­şına ko­nu­lur, kadın erkek ka­rı­şık bir ce­maat ile ab­dest­siz na­mazı kı­lı­nır…

Bir­ta­kım light İslâm ta­raf­tar­ları o kadar öf­keli, o kadar öl­çü­süz, o kadar gözü dön­müş­tür ki, “Müs­lü­man halk di­nini mu­te­ber ve gü­ve­ni­lir il­mi­hal­ler­den öğ­ren­sin” de­nil­di­ğinde, Sünnî Müs­lü­man­lar için “Bun­lar il­mi­hal ki­ta­bını Kur’an’dan yük­sek tu­tu­yor…” di­ye­cek kadar vic­dan­sızca ve man­tık­sızca laf­lar ede­bi­li­yor.

Evet light/ılımlı İs­lâm­cı­lar yeni bir din tü­ret­mek is­ti­yor. Ehl-i Sün­net Müs­lü­man­ları için “Onlar mez­hep­le­rini din ha­line ge­tir­di­ler” if­ti­ra­sını sa­vu­rur­ken, asıl ken­di­leri yeni bir bozuk mez­hep tü­ret­tik­le­ri­nin far­kında de­ğil­ler.

Baş­lan­gı­cın­dan bu güne kadar İslâm dün­ya­sında, Pey­gam­be­ri­mi­zin (salât ve selam olsun O’na) mu­ci­zevî bir şe­kilde haber ver­diği üzere bir sürü bozuk fırka ve grup zuhur et­miş­tir. Me­sela “Gu­ra­biye” fır­ka­sı­nın ana inancı şudur: Güya Pey­gam­ber­lik Hz. Ali’ye ve­ri­le­cek­miş, Efen­di­miz ile Hz. Ali bir­bir­le­rine iki kar­ga­nın (Arap­çada kar­gaya gurab de­ni­lir) bir­bi­rine ben­ze­diği gibi ben­zi­yor­muş. Vahiy ge­ti­ren Ceb­rail aley­his­se­lam bu yüz­den şa­şır­mış ve vahyi yan­lış­lıkla Hz. Mu­ham­med’e ver­miş!..

İlm-i kelam ki­tap­la­rında eski bozuk fır­ka­la­rın hepsi taf­si­latlı (ay­rın­tılı) bir şe­kilde an­la­tı­lır.

Bu­günkü light, ılımlı, hafif, evcil İslâm ça­lış­ma­ları da işte böyle fır­ka­lar oluş­ma­sına yol aça­cak­tır.

Dört hak mez­hep (fıkıh ekolü) ile on­ları bir­bi­rine ka­rış­tır­ma­mak ge­re­kir. Onlar mez­hep değil, fır­ka­dır.

Hu­lefa-i Râ­şi­dîn dev­rin­den sonra, Kitab (Kur’an) ve Sün­net’e en uygun, en ba­şa­rılı İslâm de­ne­mesi ve uy­gu­la­ması Os­manlı sis­te­mi­dir. Tabiî ki, dev­le­tin ku­ru­luş ve yük­selme dev­rin­deki uy­gu­lama… Os­man­lı­lar bu uy­gu­lama ile üç asır üç kıt’ada şanla şe­refle, Allah’ın tev­fi­kat-ı ila­hi­ye­sine nail ola­rak i’lâ-i ke­li­me­tul­lah yap­mış­lar, cihad et­miş­ler, bilen ve an­la­yan­la­rın göz­le­rini ka­maş­tı­ran bir Pax İs­lâ­mica kur­muş­lar­dır. Os­manlı İslâm sis­te­mi­nin esas­ları ne­ler­dir:

  1. İnançta ve uygulamada Ehl-i Sünnet ve cemaat.
  2. Fıkha ve mezhebe bağlılık.
  3. Şeriattan kıl kadar ayrılmamak şartıyla tasavvufa ve turuk-i sofiyyeye müsamaha ve destek.
  4. İslâmî çeşitlilik (ve zenginlik) içinde sarsılmaz bir birlik.
  5. Loncalar, ahîlik ve fütüvvet teşkilatı ile başta iktisat ve ticaret olmak üzere bütün toplumsal ve sosyal teşkilatta dinin hâkimiyeti.

6- Din ve dev­let bir­liği. (Os­manlı me­tin­le­rinde sık sık “din ü dev­let” ta­biri geçer.)

  1. Bütün Müslümanları tek bir millet ve ümmet olarak kabul etmek. Osmanlı devletine, başka ülkelerde yaşayan Müslümanlar pasaportsuz kabul edilirdi. Hattâ Tanzimat’tan sonra, sömürgelerinde yaşayan Müslümanlardan pasaport istenmesi konusunda emperyalist ve kolonyalist Avrupa devletleri Osmanlıya baskı yapmışlardı. Son devrin büyük din âlimlerinden Mekke Şafiî Reisü’l-ulema’sı Ahmed Zeynî Dahlan hazretleri Fütuhat-i İslâmiyye adlı kitabının Osmanlı devleti kısmını şu cümle ile başlatır

“Hu­lefa-i Râ­şi­dîn dev­rin­den sonra, Kur’ân’a ve Sün­net’e en uygun dev­let Os­manlı dev­le­ti­dir.” İşte bu yüz­den­dir ki, bir kısım re­form­cu­lar ve İslâm per­desi al­tında yeni bir din tü­ret­mek is­te­yen­ler Os­man­lıyı hiç sev­mez­ler. Bozuk Af­ganî’yi ise baş tacı eder­ler.

Sev­gili, aziz, muh­te­rem din ve iman kar­deş­le­rime tav­siye edi­yo­rum:

Re­form­cu­la­rın, ye­ni­lik­çi­le­rin, nay­lon müc­te­hid­le­rin, Af­ga­nî­ci­le­rin, di­ya­log­çu­la­rın, evcil ve light İslâm ta­raf­tar­la­rı­nın, mez­hep­siz­le­rin, tel­fik-i me­za­hip ta­raf­tar­la­rı­nın ve ben­zer­le­ri­nin tu­zak­la­rına düş­me­yi­niz, ahi­re­ti­nizi (onlar gibi) ber­bat et­me­yi­niz, Kur’an ve Sün­net Müs­lü­man­lığı olan, ger­çek din olan Ehl-i Sün­net ve Ce­maat yo­lun­dan kıl kadar ay­rıl­ma­yı­nız. Ger­çek ica­zetli ule­maya, ger­çek ica­zetli şeyh­lere, kâmil mür­şid­lere bağ­la­nı­nız. Bir reh­bere (kı­la­vuza, yol gös­te­ri­ciye muh­taç olup da böyle bir kim­seye bağ­lan­ma­ya­nın şeyhi şey­tan olur). Dinî bil­gi­leri, sağ­lam ho­ca­lar­dan ve sağ­lam ki­tap­lar­dan öğ­ren­me­li­yiz.

Unut­ma­ya­lım ki; (İLAVE)

Ehl-i Sün­net Müs­lü­man­lığı Kur’an’a, Sün­net’e; Allah’ın rı­za­sına, sev­gili Pey­gam­be­ri­mi­zin (salât ve selam olsun O’na) bize bı­rak­tığı mi­rasa uygun Müs­lü­man­lık­tır.

Ehl-i Sün­net Asr-ı Sa­a­det’le bizim ara­mız­daki de­vam­lı­lık­tır. Onda ko­puk­luk ol­ma­sını is­te­me­yiz.

Ehl-i Sün­net ana cad­de­dir. Kar­deş­le­ri­mi­zin bu ana cad­deyi bı­ra­kıp pa­ti­ka­lara, çık­maz so­kak­lara, dar ve ulaş­tır­maz yol­lara sap­ma­la­rını is­te­me­yiz.

Ehl-i Sün­net İmam Azam Ebu Ha­nife’nin, İmam Mâlik’in, İmam Şafiî’nin, İmam Ahmed ibn Han­bel’in bize an­lat­tığı din­dir.

Kur­duk­ları fıkıh sis­tem­leri devam et­me­miş olan on­larca büyük müç­te­hid efen­di­le­ri­mi­zin yo­lu­dur.

Ehl-i Sün­net Ashab-ı Kiram efen­di­le­ri­mi­zin yo­lu­dur.

Ehl-i Sün­net Selef-i Sâ­li­hîn efen­di­le­ri­mi­zin yo­lu­dur.

Ehl-i Sün­net Tâ­biîn efen­di­le­ri­mi­zin yo­lu­dur.

Ehl-i Sün­net âmil ve rab­banî, ger­çek ve ica­zetli ule­ma­nın yo­lu­dur.

Ehl-i Sün­net büyük mü­fes­sir­le­rin yo­lu­dur.

Ehl-i Sün­net büyük mu­had­dis­le­rin yo­lu­dur.

Ehl-i Sün­net orta İslâm yo­lu­dur.

Ehl-i Sün­net akl-ı se­li­min ışı­ğında vahye ve sün­nete da­yalı İslâm’dır.

Ehl-i Sün­net on dört asır­lık icma-i ümmet yo­lu­dur.

Ehl-i Sün­net ev­li­ya­ul­lah’ın yo­lu­dur.

Ehl-i Sün­net İmamı Bu­harî’lerin ve diğer büyük hadîs imam­la­rı­nın, Ga­za­lî­le­rin, Ab­dül­ka­dir Gey­lanî’lerin, İmam Sü­yutî’lerin, İmam Şa­ranî’lerin, Muh­yid­din ibn Arabî’lerin, İmam Bir­givî’lerin, Şah Mu­ham­med Ba­ha­üd­din Nak­şi­bendî’lerin, Ahmed er-Rufaî’lerin, Mev­lana Ce­la­lüd­din’lerin, Ahmed Ye­sevî’lerin, İmam Rab­banî’lerin ve diğer bütün bü­yük­le­rin yo­lu­dur.

Ehl-i Sün­net gavs­la­rın, ku­tub­la­rın, eb­dal­la­rın, nü­ce­ba­nın, nü­ke­ba­nın ve diğer ru­ha­ni­yet bü­yük­le­ri­nin yo­lu­dur.

Ehl-i Sün­net Se­la­had­din’lerin, İmam Şamil’lerin, Emîr Ab­dül­ka­dir Ce­za­irî’lerin yo­lu­dur.

Ehl-i Sün­net Ahmed Zeynî Dah­lan’ların, Yusuf İs­mail Neb­hanî’lerin, Şey­hü­lis­lâm Mus­tafa Sabri’lerin, Zahid el-Kev­serî’lerin yo­lu­dur.

Ehl-i Sün­net Be­di­üz­za­man Said-i Nursî’nin, Er­billi Esad Efendi’nin, Ab­dül­ha­kim Ar­vasî’nin, Sü­ley­man Hilmi Tu­na­han’ın ve ben­zeri me­şa­yi­hin yo­lu­dur.

(*) Sayı: 12, 2008.