Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Rahmet Yoluna Giren Rahmete Nâil Olur Gazap Yoluna Giren Gazaba Müstehak Olur

44. Sayı · 2016/4

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Hz. Ömer (r.a) efen­di­miz, Saîd ibn Âmir el-Cü­mahî (r.a)’yi Humus’a vali ola­rak gön­der­mişti. Humus hal­kı­nın: “Bu va­lide bir has­ta­lık var. Sık sık ba­yı­lıp dü­şü­yor, uzun süre ken­di­sine ge­le­mi­yor. Bazen bu ba­yıl­ma­lar gün içinde bir­kaç kez tek­rar edi­yor.” şek­lin­deki şi­kâ­yet­leri üze­rine du­rumu biz­zat tet­kik etmek için Humus’a gel­miş­lerdi. Saîd ibn Âmir (r.a)’i ça­ğı­ra­rak du­rumu izah et­me­sini em­re­dince; so­ruyu duyar duy­maz ken­di­sin­den geçen Saîd (r.a) ken­di­sine ge­lince me­se­leyi şu cüm­le­lerle izah et­miş­lerdi:

“Mekke’dey­dim henüz Müs­lü­man ol­ma­mış­tım, tel­lal­la­rın, “Bedir’de ya­kı­nını kay­be­den­ler, kalp­le­rin­deki in­ti­kam ate­şini tes­kin etmek is­te­yen­ler, Bedir’in in­ti­ka­mını sey­ret­mek için Ten’im Mey­da­nına top­lan­sın­lar.” se­da­la­rıyla uyan­dım. Gözü dön­müş küf­fara ka­tı­la­rak Ten’im mey­da­nına gel­dim. Da­ra­ğacı ku­rul­muştu. Ağır ha­ka­ret ve zu­lüm­ler al­tında Hu­beyb (r.a), mey­dana doğru sü­rük­le­ni­yordu. Da­ra­ğa­cı­nın önüne ge­ti­ril­diği zaman mü­ba­rek vü­cudu kan­lar içe­ri­sinde kal­mıştı.

Ebû Süf­yan, kan­lar için­deki Hu­beyb’e yak­la­şa­rak, “İs­te­mez miy­din, şimdi senin ye­rinde ken­disi için bu çi­le­lere kat­lan­dı­ğın kişi ol­saydı, sen de ailen ile mutlu mesut hayat sür­sey­din?” dedi. İşte o an, ilk baş­tan beri ce­sa­re­tiyle, vakur yü­rü­yü­şüyle, ha­ka­ret­lere al­dı­rış et­me­yen, ka­rarlı du­ru­şuyla beni son de­rece et­ki­le­miş olan Hu­beyb “Asla!” diye kük­redi. “Değil onun benim ye­rime bu­rada şehid edil­me­sine razı olmak, Me­dine-i Mü­nev­vere’de, mü­ba­rek ayak­la­rına bir di­ke­nin bat­ma­sına dahi razı olmam.” dedi. İki rekât namaz kıl­mak için mü­sa­ade is­tedi. Onu ab­dest alır­ken sey­ret­ti­ğim da­ki­ka­lar tarif ede­me­ye­ce­ğim bir lez­zeti tat­tı­ğım an­lardı. Öyle güzel ab­dest almış, öyle hu­zurlu bir namaz kıl­mıştı ki, hay­ran ol­ma­mak, et­ki­len­me­mek müm­kün de­ğildi. Na­maz­dan sonra küf­fara dö­ne­rek: “Ölüm­den korktu, di­ye­ce­ği­niz­den en­dişe et­me­sey­dim, daha uzun kıl­mak is­ter­dim.” cüm­le­le­riyle şe­ha­dete hazır ol­du­ğunu ifade etti. Ondan sonra kâ­fir­ler gö­zü­mün önünde onu parça parça doğ­ra­dı­lar, fakat şu cüm­lesi ak­lım­dan ve kal­bim­den çık­madı. Son ne­fe­sini ve­rir­ken “Ya Rab! Bun­la­rın kö­künü kazı, hep­sini helak et, ge­riye bir tane bile kâfir bı­rakma!” diye bed­dua edi­yordu.

O an sema ba­şıma yı­kı­la­cak zan­net­tim. Ora­cıkta helak ola­ca­ğı­mız­dan emin gi­biy­dim. Böyle bir bed­dua, böy­lesi bir ah asla yerde kal­mazdı. Yemek yi­ye­me­dim, su içe­me­dim. Gün­lerce gö­züme uyku gir­medi. Bir­kaç gün sonra Müs­lü­man oldum. İşte o andan beri dü­şü­nü­rüm: Huzur-ı İlâ­hiye’de Allah Teâlâ: “Ya Said! Müs­lü­man kar­de­şin; el­leri bağlı, si­lah­sız, yal­nız Hu­beyb göz­le­ri­nin önünde, el­leri si­lahlı za­lim­ler ta­ra­fın­dan hun­harca kat­le­di­lir­ken niçin bir şey yap­ma­dın?” diye sual ederse, benim halim ne olur? İşte o hesap gü­nünü dü­şün­dükçe, o hesap gü­nü­nün deh­şe­tiyle ken­dim­den geçer, ba­yı­lıp dü­şe­rim.”

Ten’im Mey­danı Mekke’de değil bugün, da­ra­ğaç­ları Fi­lis­tin’de, Su­riye’de, Irak’ta, Mısır’da, Myan­mar’da, Pa­tani’de, Ce­zair’de, Tunus’ta, Doğu Tür­kis­tan’da ve sair bilâd-ı İs­la­miye’de ku­rul­muş, İslam üm­me­ti­nin on bin­lerce masum ev­ladı; el­leri bağlı, si­lah­sız Hu­beyb­ler göz­le­ri­mi­zin önünde hun­harca kat­le­dil­mek­te­dir.

Bunun he­sabı biz­den so­ru­la­cak olursa, “Ey İslam üm­meti! Kar­de­şin kat­le­di­lir­ken niçin bir şey yap­ma­dın?” su­a­line cevap ver­meye hazır mıyız?

Bu sual kar­şı­sında tüy­le­ri­ni­zin diken diken ol­du­ğunu, ça­re­siz­li­ği­ni­zin göz­le­ri­niz­den dam­la­lar ha­linde bo­şal­makta ol­du­ğunu tah­min ede­bi­li­yo­rum. Fakat bu su­al­den çok daha deh­şetli, çok daha dü­şün­dü­rücü ve ür­kü­tücü bir suale daha mu­ha­tap ola­ca­ğız ki işte o gün “Ya Rabb!” de­meye di­li­miz, mer­ha­met di­le­meye yü­zü­müz ol­ma­ya­cak. Allah zü’l-Celal so­ra­cak:

“Ey ümmet-i İslam! Niçin Su­riye’de taş üs­tünde taş bı­rak­ma­dı­nız? Niçin Irak’ı kan gö­lüne çe­vir­di­niz? Niçin Fi­lis­tin’i kana boğ­du­nuz? O masum be­be­leri niçin yetim bı­rak­tı­nız? O afife ka­dın­ları niçin le­ke­le­di­niz? Niçin ?Niçin ? Niçin? ”

Allah Allah! Biz ne yap­tık ki? So­kak­lara dö­kü­lüp de küf­fara kah­ret­me­dik mi? Tel’in top­lan­tı­la­rına ka­tı­lıp da “kah­rol­sun İs­rail, kah­rol­sun Ame­rika” slo­gan­ları at­ma­dık mı? Küf­fa­rın ürün­le­rini boy­kot edip bed­du­a­larla, göz­yaş­la­rıyla yal­var­ma­dık mı? Daha ne ya­pa­cak­tık? Ne­rede hata yap­tık? Niçin bütün bu zu­lüm­le­rin he­sa­bını Allah biz­den so­ra­cak­mış? der­se­niz…

“Ba­şı­nıza gelen her mu­si­bet kendi el­le­ri­niz ile yapıp et­tik­le­ri­niz se­be­biy­le­dir.” hükm-i İlâ­hîsi ge­reği, rah­met yo­luna giren rah­mete nail olur, gazap yo­luna giren ga­zaba müs­ta­hak olur. Rabbe mu­ha­le­fet ile nus­rete gi­di­le­mez. İs­yan­lar ile Ondan yar­dım talep edi­le­mez. Şe­ri­ata sırt çe­vi­re­rek, Kuran’ı bir ke­nara kal­dı­rıp ata­rak, kendi ge­liş­tir­di­ği­miz, İslam’a ters bir takım usûl ve me­tot­larla za­fere doğru yol alı­na­maz.

“(Sizi) Ona (Allah’a) (yak­laş­tı­ra­cak) ve­sile(ler) ara­yı­nız.”1

Du­a­la­rı­nı­zın, iba­det­le­ri­ni­zin ka­bu­lüne sebep ola­cak, akan kanın dur­ma­sına, yü­rek­leri tit­re­ten fer­yat­la­rın din­me­sine sebep ola­cak ve­si­le­ler…

İslam, namaz kıl­dı­rır­ken hata yapan bir imamı “Süb­hâ­nal­lah” sö­züyle uyar­mayı ka­dına haram kıl­mış­ken; “Ka­dı­nın evinde kı­la­cağı namaz ce­ma­atle ca­mide kı­la­cağı na­maz­dan ef­dal­dir” bu­yu­ra­rak ka­dın­lara, ev­le­ri­nin içi kıb­le­gâh gös­te­ril­miş­ken; “Ey ka­dın­lar! Ka­rar­gâh­la­rı­nızı ev­le­ri­nizde ku­ru­nuz.” Emr-i İlâ­hîsi ile cihad fa­a­li­yet­le­rini ev­le­rinde yü­rüt­me­leri on­lara em­re­dil­miş­ken; sen bin­lerce ka­dını so­kağa dö­kü­yor, on­la­rın tek­bir ses­leri ve slo­gan­ları ve­si­le­siyle Allah zü’l-Celâl’den nus­ret bek­li­yor­sun.

Ha­nı­mını ya­bancı er­kek­le­rin kar­şı­sına sek­re­ter çı­kar­mış­sın. Kı­zı­nın if­fe­tini so­kak­larda unut­muş­sun. Nes­lini, te­le­viz­yon kar­şı­sında, in­ter­net ba­şında kay­bet­miş­sin. Na­maz­sız, ab­dest­siz, Kur’an’sız, İs­lam­sız bir nes­lin ba­bası ha­line gel­miş­sin. Or­taya koy­du­ğun şahsî ha­ya­tınla, aile ha­ya­tınla, ce­mi­yet ha­ya­tınla İs­lâmî kim­li­ğini, şah­si­yet ve şu­u­runu yi­tir­miş, ruh­suz­laş­mış, gün­be­gün Ya­hu­di­leş­miş, Hris­ti­yan­laş­mış­sın. Nef­sin esiri, şey­ta­nın mas­ka­rası ha­line gel­miş­sin.

Hangi nus­reti, hangi za­feri bek­li­yor­sun? Kork­mu­yor musun “Ya Rab! Kah­reyle.” der­ken. “Ya Rab! Kah­reyle.” bed­du­a­sı­nın senin ha­nende te­celli ede­ce­ğin­den kork­mu­yor musun? Bu bed­du­a­dan ev­la­dı­nın, kı­zı­nın, to­ru­nu­nun, ge­li­ni­nin de hisse ala­ca­ğın­dan en­dişe et­mi­yor musun?

Bu­gün­lerde der­nek­ler, va­kıf­lar, ce­mi­yet­ler ve ce­ma­at­ler birer boy­kot lis­tesi çı­kar­mış, da­ğı­tı­yor­lar. Şimdi mü­sa­a­de­nizle ben de siz­lere bir boy­kot lis­tesi çı­kar­mak is­ti­yo­rum.

Ka­dın­la­rı­mız, kız­la­rı­mız İslam üm­me­ti­nin nus­reti için, çar­şı­ları, pa­zar­ları, so­kak­ları boy­kot et­sin­ler. Li­se­leri, üni­ver­si­te­leri, iş yer­le­rini, sek­re­ter­lik ve ka­si­yer­lik hiz­met­le­rini boy­kot ede­rek ev­le­rine ka­pan­sın­lar. Zafer ve nus­ret ta­lep­le­rini, kahır ve lanet du­a­la­rını yaşlı göz­lerle sec­ca­de­leri ba­şında Rab­le­rine arz et­sin­ler.

Hanım kız­la­rı­mız, mi­ting mey­dan­la­rında çay simit yi­ye­rek boy boy fo­toğ­raf­lar çek­tir­mekle, bu re­sim­leri in­ter­net or­ta­mında ha­yâ­sızca neş­ret­mekle zafer bek­le­me­sin­ler. Envâi çeşit ni­met­le­rin hazır edil­diği zi­ya­fet sof­ra­la­rında, ahi­reti unut­tu­ran ni­met­le­rin içe­ri­sinde, kah­ka­ha­la­rın ay­yuka çık­tığı gaf­let mec­lis­le­rinde, ma­ga­zin soh­beti ya­par­ken sof­raya koka kola koy­ma­ya­rak, sözüm ona İs­rail’e boy­kot uy­gu­la­mak su­re­tiyle sakın ha nus­ret bek­le­me­sin­ler. Zira böyle bir bek­lenti boş bir ha­yal­den iba­ret­tir.

Ren­gâ­renk el­bi­se­ler içe­ri­sinde, yük­sek to­puklu ayak­ka­bı­lar üze­rinde, kim­li­ğini kay­bet­miş bir ha­nı­me­fendi ola­rak sa­dece “Vakko” marka eşarbı boy­kot ede­rek nus­ret bek­le­mek, üm­me­tin ba­şına bela olup yağ­mak­tan başka bir şey de­ğil­dir.

Er­kek­le­ri­miz; kredi kart­la­rını, fa­izli mu­a­me­le­leri, kâr payı isimli mes­tur fa­iz­leri boy­kot et­sin­ler. Ev­ler­deki küfür saçan te­le­viz­yon­ları, israf kokan mo­bil­ya­ları, do­lap­ları, el­bise ve mü­zey­ye­nâtı boy­kot et­sin­ler. Na­maz­sız ev­lat­la­rını, te­set­tür­süz kız­la­rını boy­kot et­sin­ler. Ha­rama alış­mış müzik dolu ku­lak­la­rını, haram bek­le­yen isyan dolu göz­le­rini boy­kot et­sin­ler. Sa­baha kadar mışıl mışıl uyu­duk­ları ya­tak­la­rını, şey­tana tes­lim et­tik­leri ha­yat­la­rını boy­kot et­sin­ler. Ezan vakti, so­kak­ları boy­kot et­sin­ler. Mut­laka ve mut­laka sabah ve yatsı na­ma­zını ce­ma­atle ca­mide kıl­sın­lar. Maz­lum coğ­raf­ya­la­rın ha­lini bütün dün­yaya du­yur­ma­nın der­din­den önce ta­zarru ve ni­yaz­la­rını, göz­yaşı ve du­a­la­rını Allah’a, Onun rıza ka­pı­sına ulaş­tır­ma­nın der­dini çek­sin­ler.

Top­ye­kûn küfre sırt çe­vi­rip, bütün kül­li­ye­ti­mizle İslam’a yö­nel­di­ği­miz gün; be­şerî güç odak­la­rını boy­kot edip, güç ve kuv­ve­tin asıl sa­hi­bine yö­nel­di­ği­miz gün, işte o gün kızıl de­niz­ler ya­rı­la­cak, ba­tak­lık­lar önü­müzde yol­lar olup açı­la­cak­tır. Kâfir dünya bütün deb­debe ve şa­ta­fa­tıyla yerin di­bine ba­ta­cak; âh u enin­ler, fer­yâd u fi­gân­lar ye­rini za­feri rem­ze­den tek­bir se­da­la­rına bı­ra­ka­cak­tır. İşte o gün göz­yaş­ları di­ne­cek, Müs­lü­man­la­rın yü­zünde ha­kiki se­vinç te­bes­süm­leri ta­laan ede­cek­tir. İşte o gün bizim ha­kiki bay­ra­mı­mız ha­kiki se­vinç gü­nü­müz ola­cak­tır.

  1. Mâide, 5/35. ↩︎