RASÛLULLAH’IN FİZİKÎ ÖZELLİKLERİNİ BİLMENİN FAYDASI NEDİR?

Meşhur hattatların kaleminden çıkmış olan hilye-i şerîfler birçoğumuzun evinin başköşesinde yer alır.[1] Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in fizikî vasıflarının anlatıldığı rivâyet[2] ile dört halifenin isimleri, besmele ve Efendimiz’le alakalı bazı âyet-i kerîmelerden[3] oluşan hilye-i şeriflerin estetik gayesi yanında asıl hedefi veciz bir şekilde Rasûlullah’ın şemâilini tanıtmaktır. Tabir-i caizse Allah Rasûlü’nün suretini resmetmektir:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ne çok uzun ne de çok kısa idi, o kavminin orta boylusu idi; saçları ne kıvırcık ne de dümdüzdü, hafifçe dalgalı idi; yüzü hafif değirmi ve dolgunca idi; yüzünün rengi pembe beyaz, gözleri siyah, kirpikleri sık ve uzun, kemiklerinin eklem yerleriyle omuz başları irice idi; vücudu kılsız olup sadece göğsünden göbeğine doğru inen ince bir tüy şeridi vardı; el ve ayak parmakları kalınca idi… Başı -aşırı olmamak kaydıyla- büyükçeydi; alnı düz ve genişçeydi, alnında hiç kıl yoktu ve alnı güneş aydınlığı gibi parlardı; ince, sık ve hilal şeklindeki kaşlarının arası açık ama birbirine yakındı, iki kaşı arasında bir damar vardı ve sinirlendiğinde bu damar belirginleşirdi; burnu ince, uzun, zarif ve ortası biraz yüksekti; göz uçları yani gözünün yan tarafları uzundu; ağzı dengeli büyüklükte ve genişlikteydi; dişleri beyaz, zarif ve araları açıktı; etrafına itimat ve huzur veren yüzü, yüzlerin en güzeli idi ve ayın on dördündeki dolunay gibi parlardı; nûranî yüzü ne tam yuvarlak ve şişkin ne de uzun ve zayıftı; yüzü ay ve güneş gibi yuvarlak bir yapıya sahipti; cildi ipekten yumuşaktı, ne çok beyaz ne de esmer, bu iki rengin ortası, parlak gül kırmızısına benzer beyazlıkta ve berraktı…”

Umumiyetle Hz. Ali’den[4] (r.a) ve Ümmü Ma‘bed’den[5] (r.ha) naklolunan rivâyetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem en ince ayrıntısına dek tasvir edilir.

Peki, neden böyle bir rivâyet aktarılmış (aktarılma ihtiyacı duyulmuş) ve sonraları da bu hilyeler[6] vücuda gelmiştir?

Muhaddislere (hadis ilmi âlimlerimize) göre, fukaha ve usûlcülerden farklı olarak, hadisin tarifi şöyledir: “Hadis: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme izafe olunan (nispet edilen) söz, fiil, takrir (onay), halkî (yaratılış yönünden/fizikî) yahut hulkî (ahlâkî) vasıflar(ın hepsi)dir.”[7] Hatta bazı âlimler bu tarife “peygamberlikten önceki zamanları”nı da ilave ederler.[8]

Tariften anlaşılacağı üzere, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme dair, onunla alakalı olan her şey hadisin kapsamına dâhildir.[9]

Peki, ulema niçin öyle bir tarif yoluna gitmiştir ve Efendimiz’in saçını, sakalını, kaşını, gözünü, kaşının gözünün rengini vs. en ince teferruatına dek merak etmiş, incelemiş ve de kaydetmiştir?

Zira ilk Müslümanlar ve en hayırlı nesil olan ashâb-ı kirâm[10], Efendimiz’e bu gözle bakmıştır. Efendimiz’in getirmiş olduğu Kur’ân’a ve Onun sünnetine bakarak Rasûlullah’ın ne denli kıymetli ve üstün bir şahsiyet olduğunu takdir etmeye çalışmışlardır. Çünkü O, “âlemlere rahmettir”[11], “en üstün ahlâk üzeredir”[12], “mü’minlere kendi öz canlarından daha şefkatlidir”[13], “insanlığın hidâyet ve kurtuluş rehberidir”[14]. Bu fevkalade meziyetlere sahip olan ve yine Kur’ân’da Ona (kayıtsız şartsız) iman etmek[15], itaat etmek (emrine boyun eğmek, razı gelmek)[16], tâbi olmak (gösterdiği ve yürüdüğü yol üzere yürümekle)[17] ve muhabbet beslemekle[18] emrolunan Müslüman elbette Allah’ın Rasûlü’nün her adımını takip edecek, her yediğini merak edecek, her yaptığını yapmaya çalışacak, Onun gibi olmaya çalışacak, Ona olan muhabbetinden dolayı saçının ve sakalının telinden dahi haberdar olacaktır.

Diğer yandan Efendimiz de şöyle buyurmaktadır: “Sizden biriniz, beni anne babasından ve evladından daha fazla sevmedikçe (kâmil bir) mü’min olamaz.”[19], “Allah ve Rasûlü’nü, bu ikisi dışındakilerden daha çok seven imanın tadına varmıştır.”[20]

Muhabbetullâh’ın kapısı ve anahtarı Rasûlullah’tır. Ona tâbi olmaktır.[21] Ashâb gibi sonraki nesiller de (tâbiîn, tebe-i tâbiîn ve sonraki âlimler) muhabbetin bir tezahürü olan bu “en güzele” ait güzellikleri görmek, bilmek ve öğrenmek istemişlerdir. Bu asla sıradan bir sevgi yahut aşırı bir muhabbet değildir, bilakis ümmeti olanlar üzerinde Rasûlullah’ın hakkı olsa gerektir.

Efendimiz’e ait bu vasıfları bilmenin pratik faydasına gelince, şunu söyleyebiliriz: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîfinde şöyle buyuruyor: “Kim beni rüyasında görürse, gerçekten görmüştür. Zira şeytan benim suretime giremez.”[22] Âlimler bu hadîse dair şöyle bir izahta bulunurlar: “Evet, bu rivâyet sabittir. Şeytan, Rasûlullah diye rüyada birine görünemez. Fakat rüyada gördüğü kimsenin Rasûlullah olduğunun kat‘iyeti ne!? Belki de bir başka kimseyi Rasûlullah zannetti?…”

Bugün bizler duysak ki -duyuyoruzdur da- falanca, Rasûlullah’ı rüyasında görmüş. Büyük saadet. Merak ve muhabbetle biz de sorsak: “Nasıl gördün, Efendimiz nasıldı?” O zat da başlasa: “Bembeyaz nûr gibi sakallı, upuzun boylu, kapkara kalın kaşlı, heybetli….” Şâyet Rasûlullah’ın fizikî vasıflarını biliyorsak, “Arkadaş, sen herhalde başkasını görmüşsün de o zannetmişsin, zira Rasûlullah’ın şekli, sureti anlattığın gibi değil. Vefat ettiğinde saçındaki ve sakalındaki beyazların sayısı yirmi küsur. Boyu ne çok uzun ne de kısa; uzunca idi. Kaşları ince, sık ve hilal şekilde idi…” diyerek belki de arkasından getireceği aldatıcı cümlelere aldanmaktan salim kalırız. Yahut da muhabbetimiz vesilesiyle rüyamızda bir şeyler görürsek, “Gerçekten Rasûlullah’ı gördüm.” diyebilme bahtiyarlığına ereriz…

Bir gün Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurur:

– “Kardeşlerimle karşılaşıp görüşmeyi çok istiyorum.” Yanındaki sahâbîleri (belki de içleri burkularak):

– “Yâ Rasûlallah! Biz senin kardeşlerin değil miyiz?” diye sorarlar. Efendimiz ise şöyle cevaplar:

– “Hayır! Siz benim ashâbımsınız. Benim kardeşlerim: bana, beni görmeden iman edenlerdir.”[23]

Ebû Hureyre (r.a) da şöyle rivâyet ediyor: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem (bir defasında) şöyle buyurdu:

“Ümmetimden beni en çok sevenlerinden bazıları da, benden sonra gelecek olan (ve) “Keşke Peygamberi görseydik de, bugün sahip olduğumuz mal, servet ve çoluk çocuğumuz olmasaydı.” diyerek beni görmüş olmayı arzu edecek olanlardır.”[24]

 

 

* Arş. Gör., Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı.

[1] Bu hattatlardan bazıları şunlardır: Kazasker Mustafa İzzet Efendi (ö. 1876), Mehmed Şefik Bey (ö. 1880), Mehmed Şevki Efendi (ö. 1887), Hasan Rızâ Efendi (ö. 1890), Filibeli (Bakkal) Ârif Efendi (ö. 1909), Mehmed Fehmi Efendi (ö. 1915), Hacı Kâmil Akdik (ö. 1941), Hâmid Aytaç (ö. 1982).

[2] Bunlar genellikle Hz. Ali (r.a.), Ümmü Ma‘bed (r.ha) ve Ebû Hureyre’den (r.a) gelen rivâyetlerdir. Bkz. 4. ve 5. dipnot.

[3] Bu âyet-i kerîme(ler) hattatın tercihinde olup çoğunlukla şunlardır: “وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ”/”Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” (el-Enbiyâ, 21/107), “وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ”/”Muhammed’in Allah Rasûlü olduğuna Allah’ın şehâdeti yeter.” (el-Fetih, 48/28-29) ve “وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ”/”Hiç şüphesiz sen büyük bir ahlâk üzerindesin.” (el-Kalem, 68/4).

[4] Bkz. Tirmizî, Menâkıb, 8; İbn Ebî Şeybe, Ebû Bekr Abdullâh b. Muhammed, el-Musannef, thk. Yûsuf Kemâl el-Hût, Mektebetü’r-rüşd, Riyad 1409, VI, 328 (31805).

[5] Bkz. el-Hâkim en-Neysâbûrî, Ebû Abdillâh Muhammed, el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, thk. Mustafâ Abdülkâdir Atâ, Dâru’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1411/1990; et-Taberânî, Ebu’l-Kâsım Süleyman b. Ahmed, el-Mu’cemu’l-kebîr, thk. Hamdî b. Abdilhamîd, Mektebetü’bni Teymiyye, Kahire, IV, 48, VII, 105.

[6] Hilye, aynı zamanda Rasûlullah’ın fizikî özelliklerini anlatan edebî eserler için de kullanılmaktadır. Bu sahada tarih boyunca pek çok manzum ve mensur eser kaleme alınmıştır. Hilye-i Hâkânî (1007/1598-99), Hâkânî Mehmed Bey; Tercüme-i Hilyetü’n-nebî Aleyhisselâm (1064/1654), Bosnalı Mustafa; Hilye (1259/1843), Mevlevî Mehmed Necib Efendi, bunların meşhurlarındandır.

[7] Nûreddîn Itr, Menhecü’n-nakd fî ulûmi’l-hadîs, Dâru’l-fikr, Dimeşk 1418/1997, s. 26, 27, 29.

[8] Bkz. İbn Teymiyye, Takiyyüddîn Ebu’l-Abbâs Ahmed b. Abdilhalîm el-Harrânî, Mecmû’u’l-fetâvâ, thk. Abdurrahmân b. Muhammed, Mecme’u’l-Melik Fehd, Medine 1416/1995, XVIII, 10.

[9] Efendimiz’in hilyesi hakkındaki rivâyetler hadis kitaplarında “Sıfâtü’n-nebî” ve “Fezâil” gibi başlıklar altında verilmiştir. Bu rivâyetleri hadis kaynakları yanında çeşitli eserlerden derleyip bir arada değerlendiren ve “şemâil” adıyla bir ilim haline getiren İmâm Tirmizî ve Kâdî İyâz gibi âlimler ise hilye konusunu şemâil kitaplarının Rasûlullah’ın vücut yapısıyla ilgili özelliklerinin anlatıldığı “Halku Rasûlillâh” (Rasûlullah’ın Yaratılış Özellikleri) adlı ilk bölümünde incelemişlerdir (Mustafa Uzun, “Hilye”, DİA, İstanbul 1998).

[10] Bkz. Buhârî, Şehâdât, 9; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe, 210.

[11] Bkz. Enbiyâ, 21/107.

[12] Bkz. Kalem, 68/4.

[13] Bkz. Tevbe, 9/128.

[14] Bkz. Mâide, 5/15-16; Şurâ, 42/52.

[15] Bkz. A‘râf, 7/158; Ahzâb, 33/40; Teğâbün, 64/8; Fetih, 48/8-9; Fetih, 48/13; Müslim, İman, 240; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 317, 350.

[16] Bkz. Nisâ, 4/59; Nisâ, 4/65; Nûr, 24/54; Âl-i İmrân, 3/132; Nisâ, 4/69; Ahzâb, 33/71; Mâlik, Muvatta, Kader, 3.

[17] Bkz. Âl-i İmrân, 3/31; Kalem, 68/4; Ahzâb, 33/21; Müslim, Müsâfirîn, 139; Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 27; Nesâî, Kıyâmu’l-leyl, 2; İbn Mâce, Ahkâm, 14.

[18] Bkz. Tevbe, 9/24, 128; Buhârî, İman, 9, 14, İkrâh, 1; Müslim, İman, 67, 68.

[19] Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 177, 275, IV, 233 IV, 336 V, 293; Dârimî, Rikâk, 29; Buhârî, İman, 8, Eymân, 3; Müslim, İman, 69, 70.

[20] Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 207, 278.

[21] Bkz. Âl-i İmrân, 3/31.

[22] Buhârî, İlim, 38; Müslim, Rüya, 11; Tirmizî, Rüya, 4.

[23] Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 155.

[24] Müslim, Cennet, 12.

KÂİNATIN HÜLÂSASI: İNSAN

Allah Zülcelâl ve’l-Kemâl Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri’ne, celâl zâtına, kemâl sıfatlarına layık hamd ü senâlar ve şükürler olsun. Bizlere sağlık, sıhhat ve afiyet bahşeden Rabbimiz, her birimize mahşerde Rasûlullah’ın sancağı altında, Arş-ı a‘lânın gölgesinde bir…

ÜMMET İNSANI OLMAK

Cenâb-ı Hakk’a ne kadar şükretsek azdır. Zira bizlere ilim kapısını açmıştır. Fakat şükür sadece dille yerine getirilecek bir vazife değildir. Bizlere düşen vazife; ilmin kemâline ermek için, bunun izzetini bulmak için, gelecek nesillerin peşimizden gelmek…

İLİM TAHSİLİNDE BİR USÛLE SAHİP OLMAK*

Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’a (c.c) hamdolsun. Kusursuz, en kâmil salât ve selâm kıyamete kadar Efendimiz, Allah’ın Rasûlü Muhammed Mustafa’nın, ailesinin, ashâbının, tâbîînin, etbâuttâbîînin, Ona uyup Onun gösterdiği dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine olsun. Âlimlerin, dost ve talebelerine ilim…

DİNİMİZİ ANLAMA VE YAŞAMADA RASÛLULLAH’A İTTİBA

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’i, dinimizi anlama ve yaşama hususunda hayatımızdan çıkarmanın nelere mâl olacağını bizzat Allah zü’l-Celâl, Kur’ân-ı Kerîm’de bizlere haber vermektedir. Şöyle ki: Cenâb-ı zü’l-Celâl, Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’e itaatsizliği kendisine yapılan bir itaatsizlik olarak kabul…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.