RASÛLULLAH’IN FİZİKÎ ÖZELLİKLERİNİ BİLMENİN FAYDASI NEDİR?

Meşhur hattatların kaleminden çıkmış olan hilye-i şerîfler birçoğumuzun evinin başköşesinde yer alır.[1] Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in fizikî vasıflarının anlatıldığı rivâyet[2] ile dört halifenin isimleri, besmele ve Efendimiz’le alakalı bazı âyet-i kerîmelerden[3] oluşan hilye-i şeriflerin estetik gayesi yanında asıl hedefi veciz bir şekilde Rasûlullah’ın şemâilini tanıtmaktır. Tabir-i caizse Allah Rasûlü’nün suretini resmetmektir:

“HÂL-İ LİSÂN”

             “Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız. Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki alıcı melek de (onun yaptıklarını) alıp kaydetmektedir. İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir […]

RASÛLULLAH (S.A.V.)’IN ÜMMET(İ)ÜZERİNDEKİ HAKLARI

RASÛLULLAH (S.A.V.)’A İMAN Rasûlullah’a iman İslâm’ın beş esasından biridir[1] ve farzdır. Nitekim âyet-i celîle bunu sarâhaten bildirmiştir: “(Rasûlüm!) De ki: Ey insanlar! Şüphesiz ben, sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın (gönderdiği) elçisiyim. Ondan başka ilâh yoktur. O hem diriltir hem de öldürür. O halde Allah’a iman edin; O’nun ümmî peygamberi olan Rasûlüne de […]

RASÛLULLAH (S.A.V.)’IN DİLİNDEN PEYGAMBER-ÜMMET MÜNÂSEBETİ

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın son elçisi (hâtemü’l-enbiyâ)[1] olan Rasûlullah (s.a.v.), kendisi ile ümmeti arasındaki münasebeti, muhtelif vesile ve misallerle izah ve beyan etmiştir. Bunlardan biri şu hadîs-i şerîftir:

RAMAZAN FIKHI

 Şer’î ıstılahta oruç neye nedir? Sıfat-ı mahsûsa (Allah Teâlâ’ya kurbiyet kasdı) ile vakt-i mahsûsta (fecr-i sâdıkın doğuşundan akşam güneşin batışına kadarki zamanda) şahs-ı mahsûstan (Müslüman olup âkıl ve bâliğ olan ve hayız ve nifastan temiz olan kimseden) lazım gelen imsâk-ı mahsûsa (yemek-içmek ve cinsî münasebetten geri durma)dır.

HÂCE UBEYDULLAH AHRÂR (k.s)

Ya’kûb Çerhî’nin halîfesi ve evliyâullahın büyüklerinden olan Nâsıruddîn Ubeydullah Ahrâr, Hz. Ömer (r.a)’in nesebindendir. Gönlünün, dünya malından ve iki cihan kaygısından âzâde oluşundan kendisine Hâce-i Ahrâr (hürlerin şeyhi) denildiği rivayet olunur. Hicrî 806 senesinin Ramazan ayında (Mart 1404) Taşkent’in Bâğistân köyünde dünyaya gelmiştir.

HÂCE YÛSUF HEMEDÂNÎ (k.s)

  Silsilede emaneti Ebû Ali Fârimedî’den alan Yûsuf Hemedânî “Tarikat çarkının mihveri” diye anılır[1]. İsmi Ebû Yakub Yûsuf b. Eyyûb b. Yûsuf b. Hüseyin b. Vehre Bûzenecirdî Hemedânî’dir[2]. Huccet’ül-İslâm İmam Gazzalî’nin de şeyhidir. Hicri 441(1049-50) senesinde Hemedan’ın Bûzenecird(Bûzincird) köyünde dünyaya gelir[3].

ALÂEDDİN ATTÂR (ks.)

İsm-i şerifleri Muhammed bin Muhammed el- BuhârTdir1 Altın Silsile’nin on yedinci halkasıdır. Doğum tarihi tam olarak bilinmeyen Alâeddin Attâr Hazretleri’ nin 802 sene-i hicriyesi Receb-i şerifin ikinci (28 Şubat 1400) Pazartesi günü ahirete irtihal eylediği bilinmektedir.2 Ne­sebinin Peygamber Efendi­miz (s.a.v)’e ulaştığı nakledil­mektedir. Sürekli güzel koku kullandığı yahut sohbetine katılanlar o sohbette manevî bir reyha aldıkları […]