İçeriğe geç
Anasayfa » ÖNCE KOMŞUM ŞÜF’A HAKKI

ÖNCE KOMŞUM ŞÜF’A HAKKI

Fıkıh ıstılahı olarak şüf’a, (ortaklık, komşuluk gibi sebeplerle) satılan bir gayr-i menkulü müşteriye mâl olduğu miktar karşılığı, satıcıdan veya müşteriden zorla alma hakkını ifade eder.[1] Kişinin ortaklarının ve komşularının hukukuna riayet etmesini gerektiren “şüf’a hakkı” günümüz hukukunda tam manası ile İslam hukukundaki gibi olmamakla birlikte “ön alım hakkı” tabiri ile ifade edilmiştir. Bu hususa İslam dini çok büyük ehemmiyet vermiş ve şüf’a hakkı fıkıh eserlerinde müstakil bahislerde ele alınmıştır.

Bir kişi gayr-i menkulünü satmak istediğinde bu fikrini öncelikle varsa ortaklarına ve komşularına açıklayarak satılacak mala talip olup olmadıklarını sormalıdır. Eğer onlar almak isterlerse diğer müşterilerin verdiği bedellerden daha az olmamak kaydıyla tayin edilen bedel karşılığında malı alabilirler. Malı alma önceliği belirli şartlar dahilinde evvela ortakların daha sonra komşularındır. Şayet bir kimse ortaklarından ve komşularından habersiz gayr-i menkul bir malını satsa, ortağı veya komşusu bu satım akdine şüf’a hakkını kullanarak itiraz edebilir. İlk müşteriye satılan bedelle malı alma önceliği ilk olarak ortağın veya komşunundur.

Asr-ı saadette Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v) komşu haklarının muhafaza edilmesi hususuna riayet etmiş ve bu hassasiyetini “Cebrâil (a.s) komşu haklarına riayet etmeyi bana o kadar tavsiye etti ki komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.”[2] cümleleriyle ifade buyurmuşlardır. Birçok hadis-i şerifte temas edilen komşuluğun ehemmiyeti, ecdadımızın lisanında da “Ev alma komşu al!” cümlesiyle ifade edilmiştir.

Şüf’a hakkının ehemmiyeti, insanlar dini hassasiyetlerini yitirdikçe daha iyi anlaşılmaktadır. Birçok ahlak kaidesine riayet etmedikleri için rahatsız olduğumuz halde müdahale edemediğimiz komşularımız, eski ortağımızın hissesini sattığı için kendisine güvenmediğimiz halde çalışmak zorunda kaldığımız ortaklarımız dinimizin bize sunduğu bu hakkın kullanılamamasının birer neticesidir.

Şüf’a, komşular ya da ortaklar arasında çıkması muhtemel olan anlaşmazlıkların önüne geçebilmek için tanınan bir haktır. Bu hususa riayet edilmediği takdirde insanlar arasında çıkan anlaşmazlıklar sebebiyle cemiyetin huzuru ve rahatı kaçmaktadır. Huzursuz insan da vazifesini tam manası ile yerine getiremeyeceğinden cemiyetin nizamı bozulmakta, insanlar hayatlarını sıkıntılarla geçirmek zorunda kalmaktadırlar.

Nebiyy-i Zîşân Efendimiz (s.a.v)’in bütün bu müşkillere çözüm olabilecek hadis-i şerifleri bizlere şu rivayetlerle nakledilmiştir;

“Evin komşusu o eve (evi satın almaya) hak sahibidir.”[3]

“Komşu yakın komşusunun satacağı mala talip olmaya daha haklıdır.”[4]

“Komşu orada mevcut bulunmasa bile şüf’a sebebi ile (gelmesi) beklenir.”[5]

Mezkûr hadis-i şerifler ortakların ve komşuların hukukuna riayet edilmesi gerektiğini göstermektedir. Bir kimse için layık olan, satacak olduğu gayr-i menkulden ortak veya komşularını haberdar etmesidir. Bu, onlara yapılacak güzel bir muameledir. Böyle hareket edilirse ortaklık ve komşuluk hakkına riayet edilerek, husumete ve çekişmeye sebebiyet verilmemiş olur.

Şüf’a hakkının sübûtundaki başlıca maslahat ve hikmet, ortakları ve birbirine bitişik gayr-i menkulü olan komşuları zarar görmekten muhafaza etmektir. Çünkü hiç kimse kendi hanesinin ve ikametgâhının bitişiğinde kendisine zarar verecek kimselerin bulunmasını arzu etmez. Yeni gelecek kimsenin nasıl olduğu bilinemez. İhtimaldir ki yeni ortak ya da yeni komşu oranın sakinlerini rahatsız edecek davranışlar sergileyecek, umumi adabı ihlal edecek hareketlerde bulunarak orada ikamet eden insanları huzursuz edecektir.

Kişinin yaşadığı yer ne kadar rahat olursa olsun, etrafında tabiatına uygun insanlar olmadığı sürece o kimse rahat ve huzurlu olamaz. Tam aksine kişinin hayatını idame ettirdiği yer rahat olmasa bile etrafında iyi anlaşabildiği insanlar olduğu müddetçe o insan huzurlu ve mesut olur.

Şüf’a hakkı ile insanlara, birlikte yaşayamayacakları insanları kendi komşuluklarına kabul etmeme hakkı verilmiş ve bu şekilde insanların huzur ve refah içinde yaşamalarının temini hedeflenmiştir.

[1]   Ahmet Davudoğlu, Selâmet Yolları, c.3, s.153.

[2]   Buhari, Müslim.

[3]   Nesâî, İbn Hibbân.

[4]   Buharî.

[5]   Ahmed b. Hanbel.