TARİKATLI MÜSLÜMAN

  • Şeriatsız tasavvuf olmaz. Tasavvufun ve tarikatın meşru, sahih, gerçek ve doğru olması için şer’i hükümlere ve prensiplere tamamen uygun olması gerekir.

  • Tasavvuf ve tarikat İslâm’ın bir boyutudur. İslâm’da tarikat ve tasavvuf yoktur demek yanlış bir sözdür.

 

  • Tarikatlar, iyi Müslüman, iyi insan yetiştirme ocakları ve ekolleridir. Tarikata intisab eden insan, bir müddet sonra eskisine nisbetle daha iyi olmuyorsa, ya o tarikat tarikat değildir yahut o adamda hiç istidat yoktur.

 

  • Bundan 15 yıl önce tarikata girmiş, şeyhin nasihatlarını dinlemiş, zikirlere iştirak etmiş, gelip gitmiş; girdiğinde kereste ve kütük idi, on beş yıl sonra aynen kereste ve kütük olarak duruyor, böyle tarikat olmaz…

 

  • Tarikatlı olmak başka, tarikatçı olmak başkadır. Tarikatlılık iyi bir şeydir, tarikatçılık kötü bir şey. Bu (…lı) ile (…çı) ekleri arasındaki büyük farkı iyi bilmek gerekir.

 

  • Tarikata girmek bir nasip meselesidir. Binaenaleyh tarikata genel dâvet olmaz. Genel dâvet dine ve imanadır. Nasibi olan, nasibi neredeyse oraya bir vesile ile girecektir.

 

  • Derviş olmak başka şeydir, muhibb olmak başka şey. Dervişlik için seyr-i sülûk gerekir, çileye girmek gerekir, çeşit çeşit mertebelerde imtihan verip yükselmek gerekir. Öyle çilesiz, seyr-i sülûksuz, bir tekkeye gitmek, bir şeyhin elini öpmekle bedavadan ucuza derviş olunmaz.

 

  • Hakikî şeyhlerin ve mürşidlerin tarikat icazeti bulunur. İcazet, bir ucu Rasûllerin Seyidine ulaşan bir silsileye mensup olmak demektir.

 

  • İslâm’ın ilk asrında tasavvufun kendisi vardı, ismi yoktu. Daha sonra ismi çıktı, kendisi (büyük ölçüde) kayb oldu.

 

  • Taçla, hırkayla, zahiri alâmetlerle tasavvuf ve tarikat olmaz. Tasavvuf ve tarikat öncelikle ve büyük ölçüde içtedir, yürektedir.

 

  • Bütün gerçek tarikatlar “Tarikat-ı Muhammediye”dir. Nakşi, Kadirî, Rufaî gibi isimler şûbe ismidir. Bunların hepsi de Rasûl-i Kibriya Efendimize sahih icazetlerle bağlı olan şeyhlerin ve mürşidlerin himmetiyle insanları kemâle, salâha, saâdete götürür.

 

  • Tarikatlı Müslüman namazı dosdoğru kılar, diğer farz ve sünnet ibadetleri yerine getirir. İlâveten, nafilelere devam eder. “Bizim namazımız kılınmış, orucumuz tutulmuştur…” diyenler tasavvuf erbabı veya tarikatlı değil, ins-i şeyâtindir.

 

  • Tarikatlı Müslüman ihlâs sahibidir.

 

  • Tarikatla; para, ticaret birlikte yürümez. Para saymaktan, tesbih çekmeye vakit bulamayanlar tarikatlı değil, tarikatçıdır.

 

  • Tarikatlı Müslüman, kendi kusur, günah ve ayıplarına üzülmekten, başkalarınınkini göremez. Tarikatlı Müslüman gıybet yapmaz. O insanların ayıp ve günahlarına karşı karanlık gece gibidir, örter, gizler.

 

  • Tasavvuf ve tarikat bir nimettir. Gerçek icâzetli şeyhler ve mürşidler Müslüman bir toplumun velinimetleridir. Kadr ü kıymetlerini bilelim. Sahte şeyhlerden, eski tâbirle müteşeyyıhlardan bucak bucak kaçalım.