“Ümmetin Emîni” Ebu Ubeyde bin Cerrah (ra)

8. Sayı · 2007/4

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Dün­yada iken Cen­net müj­desi almış, Ebu Bekir (r.a) ‘ın da­vet­le­riyle İslam’la şe­ref­len­miş, Mekke Dev­ri­nin ilk Müs­lü­man­la­rın­dan, Efen­di­miz (s.a.v)’in hu­susi il­ti­fat­la­rına nail olmuş bah­ti­yar sa­ha­bi­ler­den bi­ri­dir.

Ab­dul­lah ibni Amr (r.a) O’nu bize şöy­lece ta­nıt­mak­ta­dır:

“ Ku­reyş’ten üç kişi var­dır ki, onlar bu üm­me­tin en önde ge­len­le­rin­den, ah­lakı en güzel, hayâ duy­gusu en fazla olan­la­rın­dan­dır. Ko­nu­şunca sana asla yalan söy­le­mez­ler ve sen ko­nu­şur­ken asla açı­ğını ara­maz­lar. Bun­lar: Ebu Bekir Es-Sıd­dık, Osman bin Affan ve Ebu Ubeyde bin Cer­rah’tır.

Bütün bu il­ti­fat­la­rın öte­sinde Ebu Ubeyde bin Cer­rah (r.a)’ı unu­tul­maz kılan bir ha­dise daha var­dır ki; o da akıl­lara dur­gun­luk veren Bedir Mu­ha­re­be­si­dir.

Savaş bütün hı­zıyla devam edi­yordu. Ken­di­le­rine çok gü­ve­nen müş­rik­ler, bek­le­me­dik­leri bir mu­ka­ve­metle kar­şı­laş­mış­lar, bir avuç İslam mü­ca­hidi savaş mey­da­nında aslan ke­sil­miş­lerdi. Ahi­ret­le­rini dün­ya­la­rın­dan çok seven, iman nu­runu ya­şat­mak için, her şey­le­rini or­taya koyan bu as­lan­lar­dan biri de Ebu Ubeyde bin Cer­rah (r.a) Haz­ret­le­riydi.

Ölümü unut­muş, kor­ku­suz bir cen­gâ­ver eda­sın­daydı. Ele avuca sığ­mı­yor, adeta mey­dan ken­di­sine dar ge­li­yordu. Savaş mey­da­nı­nın her ye­rinde o vardı sanki. Ebu Ubeyde’yi her gören müş­rik, onunla kar­şı­laş­ma­mak için köşe bucak giz­le­ni­yordu. Fakat müş­rik­ler­den öyle bi­risi vardı ki; de­vamlı onu takip edi­yor, ara ara kar­şı­sına çı­ka­rak onunla vu­ruş­mak is­ti­yordu. Ebu Ubeyde (r.a) ise her de­fa­sında usta ma­nev­ra­lar ya­pa­rak, bu müş­rik­ten kur­tu­lu­yor, onunla vu­ruş­ma­maya ça­lı­şı­yordu.

Bu ko­va­lama bir müd­det daha bu min­val üzere devam etti. Ve ni­ha­yet Ebu Ubeyde (r.a) sıy­rı­la­ma­ya­cağı bir yerde, aynı müş­rikle karşı kar­şıya geldi. Ebu Ubeyde, ar­ka­daş­la­rın­dan ve ci­hat­tan kop­ma­nın eşi­ğine gel­mişti. Ya bu müş­rikle çar­pı­şa­cak, ya da ci­hat­tan ayrı dü­şe­cekti. O ana kadar has­mın­dan uzak dur­maya ça­lı­şan Ebu Ubeyde (r.a) ye­rin­den ok gibi fır­ladı, Has­mına öyle bir darbe in­dirdi ki; hasmı karşı koy­maya bile fır­sat bu­la­madı.

Ha­di­seyi ba­şın­dan beri takip eden sa­ha­bi­ler: “Ya Eba Ubeyd! Madem onu bu kadar kolay ye­ne­bi­le­cek­tin ne diye ona bu kadar fır­sat ver­din” diye sual et­ti­ler. Ebu Ubeyd (r.a): “ O benim ba­bamdı. Belki şirk­ten vaz geçer diye ona fır­sat ver­dim. Ama ne zaman ki ci­ha­dımla arama girdi, işte o zaman da­vamı, di­nimi, pey­gam­be­rimi ter­cih ede­rek en­geli or­ta­dan kal­dır­dım.” Ce­va­bını verdi.

Ver­miş ol­duğu im­ti­han ger­çek­ten de çok büyük bir im­ti­handı. Ama O, sa­vur­duğu kılıç dar­be­siyle yal­nızca ba­ba­sını öl­dür­mekle kal­ma­mış, ba­ba­sı­nın şah­sında şirki, da­la­leti, sa­pık­lığı, az­gın­lığı, hak yolun önüne set çeken batıl zih­ni­ye­tini de yere ser­mişti.

İşte bu ağır im­ti­hanı veren Ebu Ubeyde bin Cer­rah (r.a) şu ayet-i ke­rime ile tal­tif olu­na­rak, ila yevm’il kı­yame cümle mü­min­ler için unu­tul­maz bir nu­mûne ol­muş­tur.

“ Allah’a ve ahi­ret gü­nüne ina­nan bir top­lu­mun, Allah’a ve Re­su­lüne düş­man olan­larla dost­luk et­ti­ğini asla gö­re­mez­sin. Bun­lar kendi ba­ba­ları, ço­cuk­ları, kar­deş­leri ak­ra­ba­ları bile olsa.” (Mü­ca­dele Su­resi 22)