Vâiz Olarak Ölüm Yeter

54. Sayı · 2018/4

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ, En‘âm Sû­resi’nde kime hi­da­yet etmek is­terse göğ­sünü İslam’a aç­tı­ğını, Zümer Sû­re­sin’de de kimin de göğ­sünü İslam’a aç­mışsa kal­binde nur bu­lun­du­ğunu bil­dir­miş­tir. Şöyle ki:

“Allah kimi hi­da­yete er­dir­mek is­terse, onun gön­lünü İslâm’a açar.”1

“Allah’ın, göğ­sünü İslâm’a aç­tığı, böy­lece Rab­bin­den bir nur üzere bu­lu­nan kimse, kalbi imana ka­palı kimse gibi midir? Allah’ın zik­rine karşı kalp­leri katı olan­la­rın vay ha­line! İşte onlar açık bir sa­pık­lık için­de­dir­ler.”2

Hz. Pey­gam­ber (s.a.v) Efen­di­miz’e bu göğ­sün açıl­ması hak­kında soru so­rul­duğu zaman bu­yur­muş­tur ki, “Bir nur­dur ki, Allah onu mü’minin kal­bine atar, o da onunla fe­rah­la­nır, açı­lır.” Bunun üze­rine ashâb: “Ey Allah’ın Ra­sûlü, onun ta­nı­na­cak bir ema­resi var mıdır?” de­miş­ler, Ra­sû­lul­lah da: “Evet, ebe­dî­lik evine (cen­nete) yö­nelme, al­danma evi (dünya evi)nden uzak­laşma ve ölüme, gel­me­den önce, ha­zır­lan­mak­tır.” bu­yur­muş­tur.3

Bu iki âyet-i ke­rî­mede, hi­da­yete ere­nin göğ­sü­nün İslam’a açıl­dığı, göğsü İslam’a açı­la­nın da kal­binde nur bu­lun­duğu an­la­tıl­mak­ta­dır. El­bette Kur’ân-ı Kerîm’i, Kur’ân-ı Kerîm açık­la­dığı gibi ken­di­sine Kur’ân’ı açık­lama yet­kisi ve­ri­len4 Ra­sû­lul­lah (s.a.v) da açık­la­mış ve kalpte bu­lu­nan nurun ala­me­tini beyan et­miş­tir.

Nur, hem ken­di­sini hem baş­ka­la­rını gös­te­rir. Kalp­teki iman nuru, her şeyin ha­ki­ka­tini gös­te­rir; dün­ya­nın fâni, ahi­re­tin bâkî ol­du­ğunu gös­te­rir. Fâni dünya, bâkî kı­lın­mış olan ahi­reti ka­zan­mak için ve­ril­miş­tir. Ha­ki­kati gören mü’min, bâkî cen­nete yö­ne­lir, cen­nete ulaş­ması için engel olan dün­ya­dan yüz çe­vir­mesi ge­re­kir. Her an ölü­mün ge­le­bi­le­ce­ğine ina­nan bir mü’min, ölüm gel­me­den önce ölüme hazır olur, Hakk’a ve halka karşı gö­rev­le­rini ye­rine ge­ti­rir.

Kâmil mü’min, öğüt alan, öğüt al­mayı öğüt ver­meye ter­cih eden ki­şi­dir. Esas öğüt, ölüm­den öğüt al­mak­tır. İşte bun­dan do­layı Pey­gam­ber (s.a.v) Efen­di­miz: “Vâiz/öğüt ve­rici ola­rak ölüm yeter.” bu­yur­muş­tur.5

Kal­bi­nin ku­lağı olana ka­lı­bı­nın ku­lağı, kal­bi­nin gözü olana ka­lı­bı­nın gözü fayda verir. İbret alan ders alan­dır, ders alan ge­re­ğini ya­pan­dır.

Öle­ce­ğini bilen ve dü­şü­nen, ölüme ha­zır­lıklı olur. Ölüme ha­zır­lıklı olmak, öl­me­den önce Hakk’a karşı namaz, oruç, zekât, hac gibi borcu ol­ma­mak, eda ede­me­dik­le­ri­nin ka­za­sını yap­mak ve halka karşı da borçlu ol­ma­mak, kul hak­la­rın­dan ha­lasa ermek, he­lal­leş­mek ve gö­rev­leri ye­rine ge­tir­mek­tir.

İb­ra­him ez-Zey­yâd (r.a) bir gün bir top­lu­luğa uğ­ra­mıştı. Onlar, vefat eden bi­rine Allah’tan rah­met di­li­yor­lardı. İb­ra­him on­lara dedi ki: “Siz kendi âkı­be­ti­niz­den kor­ku­nuz. Çünkü ölü­nüz üç teh­li­keyi at­lat­mış­tır: Ölüm me­le­ğini gör­müş, ölü­mün acı­sını tat­mış, ha­ya­tın kötü so­nuç­lan­ma­sın­dan da artık en­di­şesi kal­ma­mış­tır.”

Hasan-ı Basrî (r.a) şöyle derdi: “Şu üç şeyi unut­mak mü’mine ya­kış­maz: Dün­ya­nın fâ­ni­liği, dünya ahval ve ni­met­le­ri­nin ge­çi­ci­liği, ölü­mün hak ol­duğu.” …Hamid el-Lef­fâf (r.a) diyor ki: “Ölümü çok anan kimse, üç şeyle şe­ref­len­miş olur: Töv­beyi hemen etmek, nefsi ka­naat sa­hibi kıl­mak, iba­dette neşe ve sürur duy­mak.”

Süf­yan-ı Sevrî (r.a) derdi ki: “Ölüm her an ge­le­bi­lir. Ya­rına çı­ka­ca­ğını zan­ne­den kimse, ölüm için ha­zır­lıklı sa­yıl­maz. Tâat ve iba­det­ler ölümü ha­tır­la­ma­nın se­me­resi ol­duğu gibi, gü­nah­lar da ölümü unut­muş ol­mak­tan neş’et eder.”6

Bize Gerekenler

1. Ölümü anmak, her an ölüm gelebilir diye hazırlıklı olmak

Allah Teâlâ şöyle bu­yur­muş­tur:

“Her canlı ölümü ta­da­cak­tır. Ancak kı­ya­met günü yap­tık­la­rı­nı­zın kar­şı­lığı size tas­ta­mam ve­ri­le­cek­tir. Kim ce­hen­nem­den uzak­laş­tı­rı­lıp cen­nete gir­di­ri­lirse, ger­çek­ten kur­tu­luşa er­miş­tir. Dünya ha­yatı, al­da­tıcı me­tâ­dan başka bir şey de­ğil­dir.”7

2. İman üzere ölme derdini hatırdan hiç çıkarmamak

Son­suzu ka­zan­mak için sonu ka­zan­mak ge­re­kir. Sonu ka­zan­mak, iman üzere öl­mek­le­dir. İman üzere ölmek için iman üzere ya­şa­mak ge­re­kir. İman üzere ya­şa­mak, ima­nın helal de­di­ğini helal bil­mek, haram de­di­ğini haram bil­mek, ima­nın em­ret­ti­ğine uymak, ima­nın ya­sak­la­dı­ğın­dan sa­kın­mak­tır.

“Ey iman eden­ler! Allah’tan, Ona ya­ra­şır şe­kilde kor­kun ve siz ancak Müs­lü­man­lar ola­rak ölün!”8

3. Her gün tevbe ve istiğfar etmek

Tevbe, fi­i­len yan­lış­tan dön­mek, doğru olanı yap­maya yö­nel­mek­tir; is­tiğ­far, af talep et­mek­tir. He­pi­mize tevbe etmek farz­dır. Her gün is­tiğ­far et­meyi pren­sip edin­mek ge­re­kir.

Allah Teâlâ şöyle bu­yur­muş­tur:

“Ey mü’min­ler! He­pi­niz tevbe edi­niz ki kur­tu­luşa ere­si­niz.”9

Pey­gam­ber Efen­di­miz (s.a.v) şöyle bu­yur­muş­tur:

“Val­lahi ben günde yet­miş de­fa­dan fazla is­tiğ­far eder/Allah’tan beni ba­ğış­la­ma­sını diler, tevbe ede­rim.”10

4. Cenazede bulunmak ve zaman zaman kabir ziyaretinde bulunmak

Ce­naze, ölümü ha­tır­la­tır, öl­me­den önce ha­zır­lıkta bu­lun­maya yön­len­di­rir, ölen mü’min kar­deşe karşı son gö­re­vin ifa­sını ifade eder. Ra­sû­lul­lah (s.a.v) şöyle bu­yur­muş­tur:

“Kim bir ce­na­zede, ce­naze na­mazı kı­lı­nın­caya kadar bu­lu­nursa, bir kîrat, gö­mü­lün­ceye kadar ka­lırsa, iki kîrat sevap alır”.

– İki kîrat ne ka­dar­dır? diye sor­du­lar. Ra­sû­lul­lah (s.a.v):

– İki büyük dağ kadar! ce­va­bını verdi.11

Kabir zi­ya­reti de ahi­reti ha­tır­la­tır. Pey­gam­be­ri­miz (s.a.v) şöyle bu­yur­muş­tur:

“Ka­bir­leri zi­ya­ret etmek is­te­yen zi­ya­ret etsin. Çünkü kabir zi­ya­reti bize ahi­reti ha­tır­la­tır”12

Allah (c.c) ölüme ha­zır­lıklı ol­maya bizi mu­vaf­fak kıl­sın, ölüm ko­nu­sunda gaf­let­ten kur­tara he­pi­mizi.

  1. En’âm, 6/125. ↩︎
  2. Zümer, 39/22. ↩︎
  3. İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, II, 174-175. ↩︎
  4. Nahl, 16/44. ↩︎
  5. Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ ve Müzîlü’l-Elbâs, II, 112. ↩︎
  6. Abdülvehhab eş-Şa‘rânî, Tenbîhü’l-Muğterrîn (terc. Ömer Temizel), s. 81-84, Sönmez yay. İst.1979. ↩︎
  7. Âl-i İmrân, 3/185. ↩︎
  8. Âl-i İmrân, 3/102. ↩︎
  9. Nûr, 24/31. ↩︎
  10. Buhârî, Deavât, 3; Tirmizî, Tefsîru sûre (47) İbn Mâce, Edeb, 57. ↩︎
  11. Buhârî, Cenâiz, 59; Müslim, Cenâiz, 52, 53; Nesâî, Cenâiz, 79; İbn Mâce, Cenâiz, 34. ↩︎
  12. Tirmizî, Cenâiz, 60; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 77. ↩︎